Psikologlara Göre Yemeği Eliyle Tüketen Bireylerin Ortak Özellikleri
Lahmacunu dürüm haline getirip eline alan ya da pideyi koparıp sosla buluşturan kişiler, sık sık aynı tepkilerle karşılaşır: ‘Çatal bıçak yok mu?’ Ancak psikologlar, yemeği elle yemenin sadece bir görgü eksikliği olmadığını vurguluyor. Uzmanlara göre bu alışkanlık, duyularla, kültürel kimlikle ve yemekle kurulan duygusal bağlantıyla derin bir ilişki içinde bulunuyor.
Kaynak: El Cronista
Hindistan’dan Etiyopya’ya milyonlarca sofrada çatal yerine eller kullanılıyor
Batı dünyasında sofra adabının dışında kalan bu tutum, dünyanın birçok yerinde günlük yaşamın bir parçasıdır. Hindistan’da pilav ve sebze yemekleri parmak uçlarıyla toplanırken, Etiyopya’da injera adı verilen ekşi mayalı düz ekmek hem tabak hem de kaşık işlevi görüyor. Orta Doğu’nun birçok ülkesinde de ortak tabaktan elle yemek yaygın bir uygulamadır.
Bu tür sofralarda elle yemek yemenin dağınıklık olarak görülmediği aksine, kuşaktan kuşağa aktarılan, aile bağlarını pekiştiren bir ritüel olarak değerlendirilmektedir. Aslında bizim geleneklerimiz de bu anlayıştan oldukça uzak sayılmaz. Lahmacun, dürüm, pide veya ekmekle birlikte tüketilen menemen gibi yemekler, çoğumuz için çatal bıçağa ihtiyaç duyulmadan yenilebilir.
Beyin yemeğin tadını dokunuşla birlikte algılar
Peki eller sofraya dahil olunca neler değişiyor? Psikologlar bunu ‘çok duyulu bütünleşme’ kavramıyla açıklıyorlar. Beyin, yemeğin tadını yalnızca değil; dokusu, sıcaklığı ve dokunma hissi ile birlikte işlemekte.
Yemek ele alındığında beyin, lokmanın daha ağza ulaşmadan dokunsal bilgiyi almaya başlıyor. Ekmeğin kabuğundaki çıtırlık, sosun sıcaklığı ya da bir dilim karpuzun serinliği deneyimin bir parçası haline geliyor. Bu yüzden elle yenilen yemekleri daha zevkli ve daha kişisel bulanların sayısı az değildir. Üstelik elle yemek almak lokmaları yavaşlatır ve bireyin tabağındaki öğelere daha fazla dikkat etmesine yol açar.
Bir deneyde peyniri eliyle yiyenler aynı peyniri daha lezzetli bulmuşlardır
Bu etkiyi incelemeye yönelik araştırmalar da mevcut. ABD’deki Stevens Teknoloji Enstitüsü’nden araştırmacı Adriana Madzharov, Journal of Retailing dergisinde yayımlanan çalışmasında üniversite öğrencilerine küp şeklinde kesilmiş peynir tattırdı. Katılımcıların yarısı peyniri eliyle yerken diğer yarısı kürdanla tüketecek şekilde denendi.
Yemeden önce iki grubun peynir hakkındaki düşünceleri aynıydı. Tadım sonrasında ise eliyle yiyenlerin peyniri daha iştah açıcı bulduğu gözlemlendi. İlginç olan ise bu farkın yalnızca yemekte kendini kontrol edebildiğini ifade eden bireylerde ortaya çıkmasıydı. Yeme davranışını kontrol etmekte güçlük çekenlerde böyle bir farklılık görülmedi.
Elle yemek insanı köklerine bağlayan bir köprü niteliğinde olabilir
Aidiyet duygusunun önemli bir boyutu bulunmaktadır. Sosyal Kimlik Kuramı’na göre insanlar aidiyet hissini içinde büyüdükleri toplulukların geleneklerinden edinirler. Elle yemek de bu kimliğin bir unsuru olabilir ve geçmiş kuşakların anısını sofrada canlı tutar.
Özellikle göçmen ailelerin çocukları için bu alışkanlık ailenin geldiği topraklarla kurulan önemli bir bağ işlevi görmektedir. Psikoloji ise tekrarlanan bu tür ritüelleri duygusal öz düzenleme ile ilişkilendirmektedir: Sürekli benzer şekilde kurulan sofralar öngörülebilirlik sağlar ve öngörülebilirlik insana huzur ve iyi olma hissi verir. Yani birinin çatalı bırakıp eline ekmek aldığını gördüğünüzde karşı tarafın tavrı görgüsüzlükten çok bir alışkanlığın, hatıranın ya da yemekten daha fazla keyif alma isteğinin göstergesi olabilir.